Cumartesi, Ekim 22, 2005

Puşkin


Rusları ve edebiyatlarını derinlemesine incelemeyi,beni pek sarmayan derslerde ve otobüslerde geçen boş vakitlerde onların kitaplarını okuyarak sürdürdüm.Bu yazımda da kimilerine göre Rus edebiyatının kurucusu sayılan;diğer klasikleşmiş müelliflere göre daha erken zamanlarda ürün vermiş Aleksandr Puşkin’i konu edindim.TCK madde 96’da düzenlenmiş eziyet suçunun maddi ve manevi unsurunu dikkate alarak yazılarımı okuyan dostlarım(Artık laubalilikten uzak bir tanımlama okura dostlarım diye hitap etmek.),niçin Ruslar ve Edebiyatları üzerine çözümlemeler yaptığımı merak eder hale geldiyse,onlara vereceğim yeknesak yanıt mevcut değil.Sorgulamayı bir kenara bırakın okumaya devam edin ve beni gereksiz yere kafa bulandırıcı cümleler kurmaktan vazgeçirin.Hemen burada edebiyat ve süreli yayın dünyasına bir dokundurmada bulunayım.Uzun süredir takip ettiğim bazı yazarlar,yazılarını yazarken ne tür müzik dinlediklerini yazar olmuşlar.Eh benimde pek bir eksiğim yok ben de Kurban’ın Sert albümünü dinliyorum.Kurban iyi bir gruptu,dağılmalarına çok içerledim çok üzüldüm.Kanımca sürekli saçını kırmızıya boyayarak kendine işkence eden davulcunun hinliği var gibi bu işte.Zira grup dağıldı hemen baktık ki Athena’nın klipte boy göstermiş abim.Bunlar profesyonel adamlar,niye dağıttınız lan diye sorgulamama lüzum yok amma kırmızı kafalıya seslenerek artık saçını boyamamasını istiyorum.Yazık oluyor o saçlara kurban.Neyse biz tekrar Ruslara dönelim.Aleksandr Puşkin(Parantezi de açtım hemen doldurayım.Dingile bak Alexander’ı Aleksandr yazmış veya Pushkin’i Puşkin yazmış biçiminde zihninde eleştiri kuranlar bu yazıyı okumayı bıraksın diye yaptım mahsus.Zira bende Cumhuriyet sonrası başlayan ve sonu bazı zıpırlarca getirilen yabancı kelimelerin Türkçeleştirilmesi ekolüne dönüş sevdası var.Yazılarımın bazı noktalarında böyle Türkçeleşmiş yabancı kelimeler görürseniz lütfen ürkmeyiniz.) en az Tolstoy kadar garip bir yaşama tanıklık etmiş bir adam.Edebi geçmişinde bir olayın etkisi zangır zangır hissedilir.Purgaçev İsyanı!Evet bu isyana acayip takmıştır Puşkin.Durup durup hatırlatır,hikayelerini,düz yazılarını hep bu olaya bağlamaya çalışır.Araya adam sokarak,kitaplarında hiç bahsetmediği halde rüşvet vererek devlet arşivlerine girmeyi başarmış;Pugaçev Ayaklanmasına kafayı takmıştır.Pugaçev İsyanı’nın tarihi isimli güzel bir kitabı vardır ben bunu pek severim amma asıl önemli olan Yüzbaşı’nın Kızı isimli romandır.Bu romanda Pugaçev İsyanı etkileri zangır zangır görülür ki rivayete göre romana konu olan kahramanlar gerçek imiş sadece isimlerini değiştirmiş cin Puşkin.Genel geçer bir hayat hikayesi var bu adamın ne zaman el atsam bir kitaba hemen karşıma çıkıyor ve deniyor ki düelloda ölmüş bu zat.Hoppala,gene garipselliklerle karşı karşıyayız sayın okur.Baron D’anthes diye ibne gibin puşt gibin bir herif yüzünden öldü bu değerli Rus müellif.Baron,Rusya’ya göç etmiş bir Fransız;yazılana göre yakışıklı,çapkın ve arsız piçin tekiymiş.Saray çevresinde dolanıp duran bu piç aynı zamanda Hollanda sefirliğinin de koruması altında Puşkin’in karısına felan sulanınca iş çığrından çıkmış.Puşkin’e imzasız mektuplarla “Yengeyi yalıyorlarlarmış lan ehehe” diye mektuplar almaya başlayınca St.Petersburg’da Puşkin iyice taşak oğlanı olmuş.Bakmış bu böyle olmuyor,Puşkin hodri meydan diyerek Baron’a düello teklif etmiş;ama yok Baron öyle sıfatı gibi değil tırsağın teki çıkmış “ben yengeye değil senin baldıza meylettim” diyip Puşkin’in baldızıyla evlenmiş.Puşkin de bu faslı kapattım derken baldızıyla evlenmesine rağmen çirkeflikleri devam edince bu sefer berserk geçirerek 8 Şubat 1837’de Baron’u düelloya çağırdı.Düello St.Petersburg yakınında bir çay kenarında gerçekleşir.Baron tüm çakallığını kullanarak önceden ateş edip Puşkin’i ağır yaralar;düello şahitleri hemen Puşkin’i alıp götürürler ancak St.Petersburg Acil Yardım’daki tüm çabalara rağmen kurtarılamaz;2 gün can çekişir.İşte okuyucu henüz 38 yaşındaki büyük müellif böyle boktan bir mesele yüzünden Allahın mal Fransızına 10 Şubat 1837’de kurban gitti.Şerefini korumak için,kendisine gavat veya godoş dedirttirmemek için savaştı ve öldü.Baron ipnesi de hafif yarayla kurtardı işi.Bu vakte kadar hayatındaki garipsel bir kesiti anlattım,başka şeylerden de söz edeyim.Misal,benim de pek sevdiğim diğer bir Rus müellif Gogol’un Ölü Canlar romanının konusunu Puşkin vermiştir!Daha sonraki zamanlarda Gogol romanı bitirip Puşkin’e okuduğu zaman, daha önceleri ne zaman ona yapıtlarımı okusam samimi bir gülümsemeyle dinlerken,Ölü Canları dinlediği zamanlarda anlaşılmaz bir üzüntüye gark oldu ve bittiğinde “Rusya ne hale gelmiş lan oğlum” dediğini aktarıyor.Resmi tarih tezinin atladığı en önemli husus ise,Ölü Canlar’ı okuyup bitiren Gogol’a karşı Puşkin’in “oğlum” demesinin küçük çaplı bir gerginliğe neden olduğudur;çünkü bu durum üzerine Gogol da “asıl ben senin ananı s…. sen benim oğlum oldun” dediği söylenegelir.Neyse ki iş tatlıya bağlanmış,Puşkin özür dileyerek paçayı kurtarmıştır.

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home